Ana Sayfa
Özgeçmiş

Gemici, Gemi Yaşamı ve «Yıpranmak»

Allah selâmet versin.

«Yıpranmak», büyük bir insan hakkı ihlâlinin ülkemizde tek bir sözcüğe sıkıştırılmış biçimidir. Sözcük ayrıca, ‘devlet tarafından bir hakkı daha gasp edilen gemicinin’ zaman zaman çıkarmaya çalıştığı cılız sesinin de simgesidir.

Bu yazıya özel olarak ‘yıpranmak’ sözcüğü, bir mesleğin hâllerinden birinin arzıdır. Ki gemicinin bu hâli ‘yıpranma’ hakkını hak edişinin açık delilidir.

«Yıpranma» Olgusu

“Risk taşıyan işler” olarak tanımlanan herhangi bir meslekteki insanın fiili hizmet süresine belli oranda hizmet süresi ekleyerek emekliliğini öne çekmeyi sağlayan hukukî işlem «yıpranmak» sözcüğünde toplanır. Bu tanım, teknik olarak eksiktir ancak toplumdaki anlam karşılığı budur.

Kavram, geçen yüzyılın ortalarından itibaren belli bir süreç izleyerek çeşitli düzenlemelerle bizim yaşamımıza girmiştir.

Mesleğin çekiciliği artırılarak yeni yetişen neslin o mesleğe girişi teşvik edilir. Bir mesleğin çekiciliğini artırmanın birçok yöntemi olduğu gibi çekiciliği artırmak istemenin de birçok gerekçesi olabilir. Ancak dünyada ‘yıpranma’ kavramının doğuşunun bunlarla ilgisi yoktur.

‘Yıpranma’ kavramının doğuşu bir kavgaya dayanır.

Sosyal yaşamını ‘adalet’ zemininde sürdüren ‘sermayenin emeğin hakkını gözetmesi’ gerekirken yolundan sapması sonucu çıkan bir kavgadır bu. İthâl fikrî akımları buna ‘işçi ile işveren’ çekişmesi der.

Ülkemizde de etkilerini çok sık yaşadığımız bu sapkın kavganın görünen galibinin sürekli değişmesine bağlı olarak ‘sapkın adalet’ de yönünü sürekli değiştirir.

Hâlbuki sürekli kaybeden ülkedir.

Gemici için ‘yıpranma’ kavramı da aynı süreci izler. Sürecin başından günümüze her aşamasında yön değişiklikleri hep vardır. Ancak son sapma “müktesep hak gaspı” bağıyla tam bir “insan hakkı ihlâli“ örneğidir.

Dünyada insanî ilişkileri kökünden sarsan, insanın doğasını zedeleyen, ülkemizin ve kültür coğrafyamızın sosyal dokusu ile asla uyuşmayan düşünce akımlarından biz de nasiplendiğimiz sürece yaşadığımız sorunlar çözümsüzdür.

Çözüm, yaşamın kendisi olan ticârette kutsal “sermaye ve emek” iş birliğini tekrar tesis etmektir.

Üzerinde Çalışmaya Muhtaç Konular

Bu yazının konusu dışında, başka insan hakkı ihlâllerinin ülkeye verdiği zararı etkin biçimde göz önüne serecek bir çalışma, beklenir ki müsebbipleri de gaflet uykusundan uyandırır.

Öte yandan, bedelin ağır olduğu durumlarda ‘gaflet’ sözcüğü zihinlerde “ihanet” sözcüğüne dönüşebilmektedir. Müsebbiplerin konuyu bir de bu bağlamda ele almaları önerilir.

Aşağıdaki küçük düşünce kırıntılarının daha geniş çerçeveli çalışmalara kapı açacağı umulur.

Üzerinde Çalışmaya Muhtaç Konu - 1

Yüzyılı aşkın süredir dünyanın bazı bölgeleri yaşadıkları sorunlarla, boğuşmalarla anılır. Altındaki neden herkesçe bilinir: «Enerji».

Ülkemiz, az daha genişletirsek ‘kültür bölgemiz’ böyle bölgelerin başında yer alır.

Bu yazının konusu dâhil, bizim bölgemizin sosyal yaşamını olumsuz etkileyen her olgu, ‘dünyada enerji ihtiyacının fazla olduğu yerler’ ile ‘dünyanın enerji kaynaklarına sahip yerler’ arasında bağ kurularak ele alınıp üzerinde kapsamlı bir çalışma yapılmasına muhtaçtır.

Üzerinde Çalışmaya Muhtaç Konu - 2

‘Ülkemizdeki insan hakkı ihlâllerine neden özellikle devletimiz alet edilir’ sorusunu yanıtlamak, devletin örgütlenmesinden vatandaşın devletle ilişkilerine kadar incelemeye muhtaç, başlı başına bir çalışma konusudur.

Üzerinde Çalışmaya Muhtaç Konu - 3

Her meslek için ‘yıpratıyor’ diyemezsiniz. Bunu bir ‘domuzdan kıl koparma’ kavgasına dönüştürmek bu ülke insanına yapılacak en büyük zulüm olur. Öte yandan herhangi bir ayrım gözetmeden hak etmeyen her mesleği bu sınıfa sokmak hak edenlere hakaret olur.

İnsanların mesleklerine bakmaksızın yaşam koşullarının iyileştirilmesi elbette arzu edilir. Ancak bunun için farklı birçok yol izlenebilir.

Bir sanatçının yaşam koşullarını iyileştirirken aynı düzenlemede gemicinin haklarını elinden alırsanız bunun altında «‘vatandaş’ ve ‘devlet’ ilişkisini bozmak» gibi bir gerekçe aranır. Paranoyakça bir yaklaşım değildir bu. Yapılanın sonuçlarına bakarak saptanan gerçektir.

Demek ki bütün çalışmalardan önce mesleklerin yeniden ve en ince ayrıntısına kadar tasnifi gerekecektir.

Elbette öncelik deniz endüstrisinde olmak üzere bu çalışma ülkenin tamamını kapsamalıdır.

Fikrî çekişme kılıfına sokularak kangrene dönüştürülen, insanın mutluluğunu sıfırlamak amacıyla ‘işçi işveren’ ilişkisine indirgenerek basitleştirilen kutsal ‘emek’ ve ‘sermaye’ iş birliğinin eksikliğinin ülkeye kaybettirdiklerinin (elbette aynı hatayı yapmadan) topluma anlatılması özel bir çalışma ister.

Üzerinde Çalışmaya Muhtaç Konu - 4

Özel olarak deniz endüstrisi ve denizciler; daha da özel olarak deniz endüstrisine en iyi ve sağlam insan kaynağı olacak gemici ile ülkenin bağını kesmenin sonuçlarını içeren bir çalışma tarafımızca yapılmıştır. Yalnız malî boyutuna değinilen çalışma konusu, başka yönlerden ele alınarak incelenmeye muhtaçtır.

Ön Bilgiler

Ön bilgi – Bakınız:

Petrol-İş yayınlarından Sosyal Güvenlik Sistemimizde Fiili Hizmet Süresi Zammı ve Uygulama Sorunları - Prof. Dr. Aydın Başbuğ - Ankara 2017

Ön bilgi – Yaşam

Doğumla ölüm arasında yaşanan süre, ömür, hayat.

Genel yaşam

Evrende olabilecek canlıların sürdürdükleri yaşam.

Dünya yaşamı

Dünya üzerindeki canlıların sürdürdükleri yaşam.

Denizde yaşam

Denizde yaşayan canlıların yaşamı.

Gemide yaşam

Gemici denizcinin gemi üzerindeki yaşamı.

Karada yaşam

Dünyada, deniz yaşamı dışında kalan yaşam.

Ön bilgi - Yaşam alanı

Canlının sosyal ilişkilerini sürdürerek yaşadığı ve geliştiği yere ‘yaşam alanı’ denir.

Ön bilgi – Olay

Oluşu, ortaya çıkışı ve etkisi ilgi çeken veya çekebilecek nitelikteki her tür devinim ve eylem.

Ön bilgi – Durum

Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların tümü.

Ön bilgi – Olağan durum

Sık sık olan, olagelen, doğal, tabii, olmadık karşıtı; alışılmış; yaşamın özel ilgi ve özen istemeyen, alışılagelen, sıradan koşullar altında sürmesi. ‘Olağan durum’ bir olaysızlık sonucudur.

Ön bilgi – ‘Olağanüstü olay’ ve ‘olağanüstü durum’

Olagelenden farklı, yaşamın sıradan akışının ve alışılmışın dışında, beklenmedik bir zamanda ve önceden tasarlanmadan olana ‘olağanüstü olay’ denir. Olağanüstü olayın yarattığı koşullar altındaki olağanüstülüğe ‘olağanüstü durum’ denir.

Aksaklıkların ‘olağanüstü olay’ olarak yaşama ‘olumsuz’ yansıması

‘Olağan durum’ yaşama olumlu yansır. Olağanüstü olay ve olağanüstü durum da iyi, güzel bir nedene dayanıyorsa yaşama olumlu yansıyabilir. Ancak denizde yaşam ile birlikte anıldığında ‘olağanüstü olay’ ve ‘olağanüstü durum’ sözcükleri yaşamın sürdürülmesinde bazı zorluklar olduğu ve özel ilgi ve özen gösterilmesi gerektiği, kısaca olumsuzluk anlamını taşır.

Ön bilgi – Tehlike

Gerçekleşmesi istenmeyen büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek sakıncalı duruma ‘tehlike’ denir. Böyle bir durumun gerçekleşme ihtimâli de ‘tehlike’ demektir.

Ön bilgi – Diğer insan

Gemi yaşamını hiç bilmeyen, hayâl bile edemeyen, gemicilerin yaşamına dokunabilme yetkisini hasbelkader elinde bulunduran fakat yetkisiyle mütenâsip yeteneği olmayan, olsa da kullanmayan, kullansa da iyi yönde kullanmayan; gemicilerin ‘diğer insan’ sınıfı içinde olduğunu düşünen insandır.

Belirtisiz bir tamlama olan ‘diğer insan’, yalnız bu yazıya özel olarak tarafımca icat edilmiştir. Belirsizdir, çünkü, tanımda da türlendirildiği gibi ‘diğer insan’ın gemiciye verdiği zararın birçok gerekçesi olabilir. Doğrusu, çok uğraşmama, çabalamama rağmen gerekçeleri bir yerde toplayamadım, dolaysıyla yerine daha uygun bir tamlama bulamadım.

‘Diğer insan’ tarafından biz gemiciler için söylenen her söz, yapılan her düzenleme, tesadüfen de olsa gemi yaşamına uygun olmuyor. Çünkü gemi yaşamı ‘diğer insan’ için hiç tatmadığı bir yiyeceğin birisi tarafından tarif edilmesine benziyor. Gemi yaşamı dendiğinde ‘diğer insan’ın zihninde hiçbir anlam belirmiyor. Belki bir anlam beliriyor fakat onun da gemi yaşamı ile uzaktan yakından asla ilgisi olmuyor.

Bu tamlama başka yaşam alanlarında asla kullanılmamalıdır. Tamlamadan bu yazıdaki anlamı dışında, bir kısım insanları ötekileştirme ve benzeri; insan fıtratına aykırılıklar taşıyan başka anlamlar çıkarılmamalı, başka kasıtlar aranmamalıdır.

‘Diğer insan’ siyasetçi değildir. Bu yazıdaki ‘diğer insan’a sitemle birlikte yergi de vardır. Oysa siyaseti insana hizmetin ifa aracı sayan siyasetçiye sitem de yergi de uygun düşmez.

Canlıların Yaşam Alanlarında “Can ve Çevre Güvenliği”

Sonsuz büyüklükteki sınırsız boşlukta sonsuz sayıda yaşam alanını barındırdığı hayâl edilebildiğine göre teknik olarak evren bir yaşam alanıdır.

Yaşam Alanları

Evrende Yaşam Alanları

Evrende başka canlıların varlığı her ne kadar bilimkurgu öykülerinin konusu ise de bilimsel olarak yokluğu da sabit değildir. Bunun için her uzay araştırmasında, bir yerlerde, mevcut veya geçmişte yaşamış canlı izi aranır.

Denizdeki yaşamının her anını bilimin ışığı altında sürdüren gemici, sıfıra yakın da olsa dünya dışında, evrenin herhangi bir yerinde canlı olduğuna inanır. Yaşamını bu inancına uygun biçimlendirir, sürdürür.

Dünya, diğer tüm canlıların olduğu kadar insanın da biricik yaşam alanıdır.

Dünyanın iki yaşam alanından biri olan kara, diğer canlılarla birlikte insana da yaşam alanı açar.

Diğeri, ‘deniz’, bilinmeyen sayıda türde canlıya verirken yalnız insana yaşam vermezdi. Bu durum yaklaşık bir asır öncesine kadar böyle sürdü. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde insan hem geliştirdiği teknikler hem de gelişen zihinsel yapısı ile birlikte doğasındaki yetenekleri de kullanarak deniz yaşam alanına girdi.

Yirminci yüzyıl öncesi gemi yaşamı için tam bir ‘yaşam alanı’ denemez. Çünkü insanın yaşamını tesadüfen sürdürdüğü bir ortam ‘yaşam alanı’ tanımı dışında kalır.

İnsan (henüz) denizin doğal canlısı değildir, kendini denize eklemlemiştir. Ancak bunu yaparken alışılagelenden çok farklı davranmış, diğer yaşam alanlarında sergilediği savrukluğu ve vurdumduymazlığı üzerinden atarak ‘can güvenliği’ ile ‘çevre güvenliği’ kaygılarını aynı yerde buluşturmuştur. Bu buluşturma, deniz canlılarının yaşam alanında insanın da olduğunu, bunu da hak ettiğini gösterir.

İnsanın denizde yaşamaya başlaması, dünyanın canlı yaşamına elverişli hale gelişinden sonraki evrelerin önemlilerinden biridir.

SOLAS 74 ile MARPOL 73 gibi iki metnin buluşması ayrıca, insanın diğer yaşam alanlarında hiç olmayan bir yaşam biçimini de imler:

Denizci, geç fakat düzeyli girdiği deniz yaşamının temel unsurudur. Yaşam alanını paylaştıkları içinde belli düzeyde zekâya sahip tek canlı olarak ‘denizci’, diğer deniz canlılarının da hâmîsi, koruyucusudur. Aynı davranış biçimini karada yaşayan insandan da bekler.

Tehlike ile Mücadele: «Deniz Yaşamının Olağanı»

Gemi yaşamına ilk adımında denizciye ‘can ve çevre güvenliği için tehlike ile mücadele’ öğretilir. Çünkü denizci deniz yaşamının her anını tehlike ile mücadele ederek geçirir.

Söyleniş biçimi aynı olduğu hâlde yaşam alanına göre anlam yüklenen sözcüklerin en önde görüneni ‘olağan’ sözcüğüdür. Yani, ‘olağan’ sözcüğünün anlamı, kullanıldığı yaşam alanına göre değişir.

Örneğin, yaşamın herhangi bir anında herhangi bir canlının canının ve çevresinin en küçük bir zarar görme ihtimâli, ‘olağan’ durumu ‘olağanüstü durum’ yapar. Ancak bu tespit gemi yaşamı için geçerli değildir. Çünkü, ‘olağan durum’ olarak sürdürülen deniz yaşamının her anında can ve çevre güvenliği kaygısı sürekli vardır. Diğer deyişle gemi yaşamının olağan durumu, alt düzey olağanüstü durumdur.

Gemide yaşamdan söz edildiğinde denizcinin zihnine üç eylem içeren tehlike ile mücadele düşer.

  1. Bütün önlemlerini alarak muhtemel ‘tehlikeye hazır olmak’.
  2. Herhangi bir nedenle ortaya çıkarsa nedenlerini ortadan kaldırarak ‘tehlikeyi önlemek’.
  3. Bütün önlemler alınmasına rağmen düşülen ‘tehlikeden kurtulmak’.

Denizci gemide sürekli ilk iki eylem üzerindedir. Bu nedenle, deniz yaşamında ‘olağan durum’, ‘can ve çevre güvenliğinin tehlike tehdidi altında olmadığı durum’ olarak, doğrudan ‘tehlike’ bağı ile tanımlanır. Tanımda genel bir olumsuzluk vurgusu olsa da bu, özel olarak ‘sıradan’ ve ‘olağan’, güven içinde sürdürülen deniz yaşamının tanımıdır. Ayrıca bu tanım, olumlu sıra dışılıkları da içine alır. Örneğin, fırtınalı bir havada yüksek denizlere omuz vererek seyir ile bir gemicinin doğum gününün kutlanması arasında ‘denizdeki durum’ bağlamında fark yoktur. Her ikisi de can ve çevrenin hiçbir tehdit altında olmadığı fakat tehlikeye her an hazır olunan ‘olağan’, süregiden yaşamın birer parçasıdır. Yani tehlike ‘kaygısı’ sürekli olmasına rağmen bu durum, denizcinin denizde sıradan, can ve çevre güvenliği sağlanmış günlük yaşamıdır.

Bu yaşam biçimi denizcilerde zamanla tutkuya dönüşür, bağımlılık yapar.

Herekeynde Gemi

Yüksek Denizlerle Boğuşarak Yol Almak Her Geminin Sıradan Seyridir

Tersi gibi algılansa da gemi yaşamında ‘olağanüstü durum’, diğer deyişle ‘tehlike ile mücadelenin üçüncü eylemi’ oldukça sık yaşanır. Yani ‘deniz yaşamında can ve çevre çok sık tehdit altına girer’.

Eğer gerçekten gemiciyi ve gemi yaşamını anlamak istiyorsa ‘diğer insan’ın ‘tehlike ile mücadele’ eylemlerini sürekli aklında tutması uygun olur.

Karadan bakan bir insan bu durumu 'sürdürülemez' gibi görür, anlayamaz. Ancak ‘diğer insan’ için bir anlamı olacaksa örnek ‘maden ocağındaki emekçi’ ile verilebilir.

‘Gemici’ ile ‘madenci’ arasında, tehlike ile mücadele bağlamında bazı farklılıklar vardır. ‘Madenci’ ocakta, gemideki gemiciye oranla daha yüksek düzeyde olağanüstü durum içindedir. Ancak bu olgunun süre ile bağı kurulursa başka bir fark ortaya çıkar. ‘Madenci’ günün belli bir zaman dilimi içinde ocaktadır. Yani olağanüstü durumu belli bir süre yaşar. Oysa ‘gemici’ yaşamını doğrudan ve kesintisiz olarak olağanüstü durum içinde sürdürür.

Herekeynde Gemi

Gemi Yaşamındaki Bir ‘Muhtemel’

İş - Görev ve Tehlike ile Mücadele

Gemideki her iş ve görev doğrudan ‘tehlike ile mücadele’ içindedir. Sıradan bir görevde bile daima ‘tehlike ile mücadele’ hep öndedir.

Gemideki her işi ve görevi saymak gerekeceğinden bu cümleyi örneklemek mümkün değildir. Ancak, birkaç söz edilmesi gerekirse şunlar söylenebilir:

Günlük insanî ihtiyaçlar karşılanırken bile gemici ‘tehlike ile mücadele’ eder. Örneğin gemicinin oturacağı sandalyeyi tabana, döşemeye sabitleme aparatı vardır. Örneğin gemicinin yüzünü yıkadığı musluğunun yanında, bir eliyle tutarak kendini güvene alacağı bir tutamak vardır.

Bütün bu sayılanlara rağmen, gemi yaşamının zorluklarının diğer insana anlatılamamasının arkasında şu olabilir:

İlk insanın doğal yaşam alanında sürdürdüğü ‘tehlike ile mücadele’yi günümüz insanı (karada) neredeyse unutmuştur. Türlü yollar denenerek edindirilmeye çalışılsa da bir kez güven içinde rahat yaşamı tadan insana ‘tehlike’nin önemini anlatmak oldukça zor olacağı anlaşılmaktadır. Çünkü günümüzün insanı, karada bunca doğal felâkete rağmen hâlâ önlemsiz yaşamda ısrar etmektedir.

Bu nedenden yola çıkarak; yeme, içme ve konuşma benzeri doğal ve sıradan eylemlere dönüşen ‘tehlike ile mücadele’ eylemlerini özümsemesi ile de denizcinin karadaki yaşama örnek olma görevini üstlenmesinin gerekeceği söylenebilir.

Gemide ‘işi baştan savmak’ deyiminin anlamı yoktur. Herhangi bir görev için böyle bir deyim duyan gemicinin zihninde hiçbir anlam belirmez. Çünkü onun için her görev gemi için mutlaka gereklidir ve ‘tehlike ile mücadele’ çalışmasının bir parçasıdır. Gemi için bir görev tanımlanırken gemicinin bu düşünce yapısı özel olarak ve kesinlikle dikkate alınmalıdır.

Gemi Yaşamı ve Gemicinin Ruhsal Durumu

Gemi yaşamının gemici üzerindeki etkilerini biliminsanları yalnız ’iş güvenliği’ penceresinden ele alma eğilimindedirler. Oysa, yukarıdaki cümlelerimden de anlaşılacağı üzere gemicinin yaşamı zaten tam olarak ‘can ve çevre güvenliği’ üzerine oturur.

Gemi yaşamını iş güvenliği dışında, gemicinin yaşamını etkileyenleri inceleyerek ele almak isteyen biliminsanları da ‘tehlike ile mücadele’ eylemlerini ve bu eylemlerin gerekçesi ‘can ve çevre güvenliğini sağlama’ amacını ıskalar görünmektedirler. Çünkü literatürde birçok etkiye değinilirken tam bir ‘tehlike ile mücadele’ içinde sürdürülen yaşam biçimine değinilmez. (Gözümüzden kaçmış olabileceği notunu şimdiden düşmekte fayda vardır.)

Örneğin çok iyi niyetle hazırlandığından şüphe etmediğimiz bir broşürü hazırlayan, gemicilerin ruh sağlığından söz ederken sıradan gurbetçi dertlerine vurgu dışında bir söz kullanmamıştır.

Kitapçığın bütününe bakıldığında, ‘ruh sağlığı bozulan gemiciye yardımcı olma’ önerilerindeki birkaç söz dışında aksaklık görünmez. Fakat ruh sağlığının bozukluğuna yalnız gurbetçi sıkıntılarını göstermenin bir eksiklik gibi durduğunu söylemekten kaçınılmaması iyi olur.

Umarız bu kitapçık daha geniş bir çalışmanın parçasıdır. Ve umarız bu çalışmayı hazırlayan değerli insan orada ‘yıpranma’nın gerçek nedenine vurguyu ihmâl etmemiştir.

Konuyla İlgili Son Sözler

Konuyla İlgili Son Sözler: «Siyasetçilere»

Siz, vicdanına seslendiğimi düşündüğüm güzel insanlar, siyasetçiler; sizden özel olarak istirham ediyorum, dönün, yukarıdaki «Tehlike ile Mücadele: Deniz Yaşamının ‘Olağan’ı» başlığını bir kez daha okuyun.

Daha sonra bizden alınan ‘yıpranma’ hakkı diyerek geçiştirdiğimiz, birçok denizcinin gemiciliğe geçişine vesile olan hukukî konuya bir kez daha eğilin. Lütfen, gemi yaşamının zorluklarını öğrenmek için az daha zaman ayırın. Ve sonra gemi yaşamının zorluğunu bildiğinizi gösterin, binlerce Türk gemicisinin hayır duasını alın.

Sizin için basit bir işlem olan böyle düzenlemelerin gençlerimiz üzerindeki etkisini de hesaba katın. Hesaba katın ki ülkenin geleceğini biçimlendirecek deniz endüstrisinde daha çok gencimizin yer almasını sağlayın.

Lütfen, deniz ile ilgili herhangi bir söze başlarken ülkenin geleceğini konuştuğunuzu unutmayın. Bizimle bir olun!

Konuyla İlgili Son Sözler: «Gemiciye»

Anladığınız üzere bu yazıda «Kovid 19’lu Günlerde Çağrışımlar 5 - Gemicilerin özel sorunlarının çözümü yine gemicilerde» ve «Gemicinin Bilgi Yükü» yazılarıma gönderme var. Bir kez daha göz atın o yazılara.

Biz gemici denizcilerin en büyük ve toptan içine düştüğümüz yanılgı, ‘diğer insan’dan bizim için bir şeyler yapmasını beklemektir.

İnanarak söylüyorum, kafasında hiç bir art niyeti yoktur. Kendine uygun düşünerek ve iyi niyetle iyi şeyler yaptığını düşünerek üreten ‘diğer insan’ farkına varmadan felâket boyutunda zararlara yol açar.

Maalesef, bir büyüğümüzün lâtife olsun diye söylediği, aramızda da sıkça kullandığımız ‘ula hem gezeyisunuz, hem da para mi isteyisunuz’ şamatasını ‘diğer insan’ ciddiye almış, gerçek zannetmiştir.

‘Deniz endüstrisinin malî boyutu’ ile ‘ülkenin kaybettikleri’ bağını kurarak ‘diğer insan’ı etkileyebileceğini söyleyen gemicilere üzülerek yanıldıklarını bildiririm. Biz de öyle düşünmüştük, yıllar yitirdik.

Yaşamının geleceğini tehdit eden küresel ısınma gibi bir felâkete bile duyarsız kalabilen insanın yerel sayılabilecek, aslında hakkında hiçbir bilgisi olmadığı yaşam alanındaki sorunlara yaklaşımı az da olsa kestirilebilir.

Gemici denizci, iki insan, denizci ve diğeri arasındaki farkı toplumun sınandığı (ya da uyarıldığı) günlerde çok açık görebilir. Denizcilere önerimdir, sokağa kendi gözlüğünüzü takarak bakın, ‘diğer insan’dan farkınızı görün.

Sonra şunu düşünün:

Bizimle bir olmayan bu insandan ne bekleyebiliriz?

Hiçbir duygumuzu paylaşmayan ‘diğer’ insanın bizim için yapabileceklerini sayın. Tek bir madde bile sayamayacağımızı biliyorsunuz. Artık ondaki beklentilerinizin gerçekleşmeyeceğini görün.

Ve her zaman vicdanına seslenmeye çalıştığımız güzel insan siyasetçilere ulaşmaya çalışın.

Kafalarımızdaki ön yargının aksine, üstlendikleri ‘millete hizmet’ aşkını taşıyanları gözlerinden tanıyacak, diğerlerinden çok daha fazla olduklarını görecek, şaşıracaksınız. Yeter ki siz öne çıkacak cesareti gösterin ve ulaşın onlara.

Pruvanız netâ olsun.

Yakup Korkmaz

Tuzla, İstanbul

202006250000

yakupkorkmaz.com © denizci’