Ana Sayfa
Özgeçmiş

Gemicinin Bilgi Yükü

Allah selâmet versin.

Denizciler ve Farkındalık

Denizciler yeryüzünde her çalışmayı kolaylıkla yönetip yürütür, ancak yeteneklerinin farkında değildirler. Sermayeden emeğe, denizciler bu yeteneği yaşamlarının dayatmasıyla edinmişlerdir.

Şimdi bu satırları okuyan denizciden, arkaya yaslanıp gözlerini kapatmasını ve sosyal yaşamın diğer alanlarındaki meslektaşları ile kendisini, günlük ticârî faaliyetten fizikî ter dökmeye, birkaç eylemini karşılaştırmasını rica ediyorum.

Anlaşılacağı üzere, insan yaşamına etkisi yönüyle ele alındığında başka herhangi bir endüstri, deniz endüstrisinin yanına yaklaşamaz. Önemli bir uluslararası kurumun (ICS) “ticâretten deniz taşımacılığını çıkarın dünyanın yarısı soğuktan donar, yarısı açlıktan kırılır” sözü denizcilere güzellemeden daha çok farkı fark ettirme amacını taşır.

Örneğin, deniz turizmini zihninizden çıkarın, tatil ve dinlenme sözcüklerinin büyük oranda anlamlarını yitirdiğini fark edersiniz. Haydi bir de balıkçıları “yok” sayın, çıkarın yaşamınızdan bakalım. Yapabilir misiniz? Keza, yerkürenin geleceği için denizcilerin duydukları kaygıların sonucu can ve çevre güvenliğini sağlama ve sürdürme çalışmaları, karadaki endüstrilerin toplamının çalışmalarından fazladır.

İnsanlığın ortak yaşamının temeli dünya ticâreti ile deniz endüstrisi iç içe, bütünleşiktir. Birbirlerinden ayrı düşünülemez. Bunlar ve burada değinme imkânı bulamadığım birçok etkisi ile ‘deniz endüstrisinin ve deniz yaşamının insanoğlu için önemi toplumlara anlatılırsa dünyanın geleceğini ilgilendiren birçok çalışmaya olumlu yansımaları kısa süre içinde görülür’ dedikten sonra bu yazının asıl amacına girmeye çalışayım.

Sermaye ve Emek İlişkisi

Sermaye, oldum olası güçtür. Sermaye, kutsal insana hizmetin kaynağıdır. İnsanoğlu minnet duyar sermayeye, minnet duyulduğu için sermaye güçtür. Benim yeteneğim olmayanı beceren sermaye bana ekmek de verir. Saygı değerdir sermaye. Ben de onun emeği olurum, birlikte kotarırız işleri. Bundan dolayı sermaye de bana saygı duyar, minnet eder ama o kadar.

Yaratan’ın buyruğuna uygun kutsal bir iş birliğidir sermaye ve emek iş birliği. Mekânı yoktur bu iş birliğinin; deniz de olur, kara da.

Sermaye ve emek dendiğinde akla bunların gelmesi kim bilir ne kadar güzeldi, öyle idi herhâlde. Bir zamanlar mutlaka böyle idi. Ben bilmiyorum.

Ben de her insan gibi yaşama adımlarımı karada attım, yani doğuştan denizci değilim. (Kimse değildir.) Tuhaf, insan fıtratına uymayan bir çekişmenin içine açtım gözlerimi. Zamanı ‘yetmişli yılların başından itibaren’ diyeyim, siz anlayın. Yâni, kutsal iş birliğinin bozulduğunu üzerinden epey bir zaman geçtikten sonra öğrendim. Her karışanın yangına körükle gittiği, her burnunu sokanın meşrebince üstün gelme taktikleri verdiği zamanlardı. Bir kul çıkıp da iş birliğinin yeniden tesisini önermedi. Sermaye ve emek birbirinin ezelî düşmanı idi onlara göre.

Ticâretin temelindeki ‘teri soğumadan emeğin karşılığını ver’ evrensel öğüdünü ‘işçi işveren’ kavgasına indirgerseniz olacağı budur.

Denizci Sermaye ve Denizci Emek İlişkisi

Hatırlıyorum da yıllar önce ‘yeter, bitirelim artık şu çekişmeyi’ dediğimde ilk tepki ‘yağcılık ve yalakalık’ yapmakla suçlanmam olmuştu. Gerçekten sevdiğim, uzun yıllar birlikte çalıştığım bir yönetici gemiciydi diyen. ‘Ben kâhyayım, sen marabasın’ diye takılırdı bana, gülerdik. Hiç alınmadım çünkü sermayeye bulaşalıdan, denizci sermayede yerimi alışımdan bu yana bayağı bir zaman geçmişti. Olsa olsa benden büyük sermaye ile çekişirdim (-ki o daha berbat bir hastalıktır, o tuzağa da hiç düşmedim, şükür).

İlk şoku PTT’de telsiz telgraf memurluğundan gemiye telsiz zabitliğine geçişte yaşadım. İş sözleşmemin ilk koşulu ‘sendika üyesi’ olmaktı. Elimde personel müdürünün verdiği toplu iş sözleşmesi metni ile sendikaya gittim ve üye oldum.

(Aklınıza ilk geleni söyleyeyim: ‘Sendika sarıdır mutlaka’ diyorsunuz. Sendikanın rengini bilmiyorum ama ilk izinimde Norveç’li bir donatandan aldığım iş teklifini ‘benim koşullarım daha uygun’ diyerek geri çevirdim diyeyim ve bunu burada keseyim.)

Demek ki ‘deniz’ karadan farklı idi, hem de çok farklı.

Gemide Yaşam

Her ticârî gemide (1) güverte, (2) makine ve(3) telsiz sözcükleriyle adlandırılan, boyutundan bağımsız olarak gemiyi işleten üç bölüm mutlaka olur. Gemi ve deniz yaşamını bilmeyen biri için bu cümledeki gemiyi işleten üç bölüm sözü anlamsız, teknik bir ayrıntıdır. Oysa geminin üç bölümü, denizci için sintineden miyara, baştan kıça; üzerinde insanların yaşadığı kocaman bir varlığın ifadesidir. Denizci için gemi, aynı zamanda içinde pozitif bilimlerin tüm yasalarının birebir uygulandığı alandır. Kısaca, başlı başına bir sosyal yaşam biçimidir denizde yaşam.

Denizde yaşam demek olan gemi yaşamının hem bireysel olarak denizcinin hem de genel olarak insanlığın sosyal yaşamındaki yeri sanıldığından çok daha büyüktür. Ancak denizin sosyal yaşama etkisinin dünya kamuoyu farkında değildir. Denizin, insanlığın üzerindeki etkisinin farkında olunmaması kürenin tamamına olumsuz yansır. Tüm insanlık hisseder ancak en çok yine gemici denizciler görür bu olumsuzluğun etkisini.

Oysa endüstrinin kendisi gibi denizci de diğer insanlardan farklıdır.

Denizcinin diğer insanlar ile arasındaki önemli farklardan birisi, belleğinin boyutunun inanılmaz büyüklüğüdür. Örneğin ekiyle, takısıyla binlerle ifade edilen sayfalardaki ciltlerce kitaplar aşağıda sayılmıştır. Bu kitaplar denizci için genel bilgi değil, çok özel, her satırı hakkında konuşabildiği uluslararası metinlerdir:

Burada saymadığım ama her denizcinin mutlaka belleğinde yeri olan diğer uluslararası metinler için karacı okuyanlarıma uluslararası denizcilik örgütü IMO’nun internet sayfasını ziyaret etmelerini öneririm.

Ticârî veya değil, bir geminin güvenli bir sefer için bütün hesapları yapıp seyrüsefere katılması denizcinin dağarcığındaki bilgiyle mümkündür. O nedenle, denizci dün de karadaki insanlarla kıyaslanamayacak kadar fazla bilgi yükü altındaydı.

Gelin görün ki dün denecek kadar kısa zaman öncesinde onlarla ifade edilen sayıdaki gemici tarafından yüzdürülen gemide aynı görevler bugün iki elin parmaklarını geçmeyen sayıdaki birkaç gemicinin omuzlarına yüklenmiş, ‘gemicilerin gemide işsiz kalmaları’ gerekçe gösterilerek bu değişim teknik gelişmelere bağlanmıştır.

Hâlbuki tüm insanlar ve denizciler bilir; her teknik gelişme insana hizmeti kolaylaştırır. Her teknik gelişme insana hizmetin niteliğini artırır. Böylesine olumlulukların gemicilere olumsuz yansımasının arkasında insana hizmetten başka nedenlerin, sözü bükmeden söylemek gerekirse kutsal iş birliğinin denizde de bozulmasının olduğu aşikârdır. Ancak geminin dibini ilk kimin delmeye başladığı bilinmemektedir.

Sonuç

Karada fi tarihinde başlayan kutsal iş birliği bozgunculuğuna denizci sermaye yakın zamanda katıldı. Kısa süre öncesine kadar kutsallığının bilincinde olduğu insana hizmet anlayışının bozulmasına ticârî kaygı kılıfını giydirdi, denizci emek gemiciye daha çok bilgi ve daha çok görev yükleyerek tasarruf edebileceği zannına kapıldı. Oysa sınıfına bakmaksızın her denizciden, standart yaşam biçiminin zorunlu kıldığı yüksek ahlâkî ilkelere dayanan, kutsal iş birliğine zarar veren her tür fikrî akımı dışlayan davranışlar beklenir.

(İnsansız gemi mi? Sıfatındaki berbatlığa bakar mısınız?)

Önceleri denizci sermayenin bazılarında denizciye uymayan, saygın sermaye davranış biçiminin dışına çıkma ârazı görülürdü. Zaten onların nüvesinde denizcilik olmadığından bu çok önemsenmezdi ve zamanla camiadan silinir giderlerdi. Ne yazık ki bu âraz günümüzde (küresel olarak) çok sık gözlenir oldu. Buna, nedenleri için özel bilimsel çalışmalar gereken fakat sonuçlarına bakarak ‘endüstriyi kemiren bir hastalık’ da denebilir.

Varlık nedeni olduğunuz şeyi varlık nedeniniz sanmak hastalık olsa gerek: Gelecek onlarca çağda insanlığın gidişatını yönlendirecek denizciler kendilerine karada yer edinmeye çalışıyorlar ya da denizci dediklerimiz zaten denizci değil mi? Özel olarak denizci sermaye için sormak isterim bunu. Diğer denizcilerin sermaye yanında etkisi ne kadar olur ki?

Meselâ, önceki yazılarımda bir çok kez yaptığım gibi son yazılarımdan birinde de yinelediğim kadim soruna çözüm önerisi talebime neden cevap ver(e)mez gemici dersiniz. Kutsal iş birliğinin gemicilerce de bozulduğunun açık işareti değil de nedir bu?

Evet, iki asıra yaklaşan süre önce karada bozulan kutsal iş birliği bugün denizde de bozulmuştur. Her denizcinin bu bozguna iştirâki etki ve tepki değildir, hastalığın her yere sirâyetidir.

Bugün denizciliğin, dolayısıyla insanlığın önünde büyük bir engel olarak duran bu sorunu umulur ki denizciler çözecektir.

Dip bilgi:
Bu yazıyı 25 Haziran’da yayımlamayı tasarlıyordum. Fakat sosyal medya gruplarında 1 Mayıs günü hareketliliğini görünce bugünün daha uygun olacağını düşündüm.

Pruvanız netâ olsun.

Yakup Korkmaz

Tuzla, İstanbul

202004240813

yakupkorkmaz.com © denizci