Allah selâmet versin.
Delikanlılık yıllarımda duymaya başlamıştım ‘Erbakan’ adını.
Ne kadar ‘çocuk’ olsam da gazete okuturdu öğretmenlerim; bir gazetedeki ‘Konya’da istatistikleri darmaduman etti’ ya da bu minvalde bir haberle benim de zihin dünyama girmişti. Girmişti ya, pek de iyi girmemişti; yani ‘benim çocuk dünyama’ demek istiyorum. O Türk siyasetinde her öne çıktığında, O’ndan önce çarşaflı bir kadın düşerdi zihnime; onun arkasında Erbakan, hayal meyal.
Bu arada, benim rahmetli anam da çarşaf giyerdi; kapkara, köydeki belli bir yaşın üstündeki her hala, her teyze çarşaf giyerdi.
Neyse konu bu değil.
Hakkındaki tevatürleri saymaya sayfalar yetmez. O zamanların ‘mazlum’ partidaşları ne kadar silmek için uğraşırlarsa uğraşsınlar, rahmetli mutlaka bir yerlerde bir şey yapar, bunların üzerine mutlaka bir tane daha koyardı. Meselâ, hangi vakit olduğunu şimdi hatırlamıyorum, muhtemelen ikindidir, 'miting yaptığı bir yerde kıldığı ikindiyi, bir sonrakinde yine kıldı' gibi, ya da buna benzer bir söylenti dolaştıydı ortalarda da bıyık altından müstehzi gülümsemelere neden olduydu.
Seksen üçte, kara yaşamından kopup gemi yaşamına geçtikten sonra, artık ne kadar yapabildiysem, anılarım sınırlı, ülkemdeki gelişmeleri bölük pörçük izleyebiliyordum. Türk siyasetine ‘kadayıfın altı’ sözlerini söylediği televizyon yayınını gördüğüme eminim; ama nerede ve ne zamandı, bunun bilgisi yok belleğimde.
Zaten amacım da bunları saymak değil.
Erbakan, güzel yurdumun bir tarafında Atatürk’e ‘başbuğ’, diğer tarafında ‘deccal’ diyen, ama milliyetçiliğin bayraktarı bir partinin, en hafif deyişle sempatizanı, benim gibi binlerce Türk genci için ‘gericilik’ simgesi idi. Türk siyasî tarihinde tam yerini bu biçimde alacaktı ki ‘tuhaf’, ‘yok canım mümkün değil’ dedirten bir şey oldu.
Şimdi https://tr.wikipedia.org/wiki/Necmettin_Erbakan sayfasına gidin (erişim:202601041235) ve ‘Millî Görüş Hareketi'nin tarihindeki en büyük başarıyı elde ettiği 1995 seçimlerinde Refah Partisi’ girişi ile başlayan bölümü okuyun.
Evet, sonunda ‘başbakan’ da olmuştu.
İran tarzı rejim geldi gelecek derken…
Bundan sonrasını yazmayayım. Ama şunu söyleyeyim: Sıkıldım artık üzerinden otuz yıl geçtikten sonra olayları analiz etmekten. Elbette onu da yapacağız, ama geleceğe ışık tutması için yapacağız.
Ancak burada konu bu değil, Erbakan’la ilgili başka bir anımı anlatacağım.
Şimdi tekrar Vikipedi’nin yukarıdaki yolla ulaştığınız sayfasında ‘irtica, cumhuriyet, laiklik ve Atatürkçülük tartışmaları sonucunda post modern darbe olarak nitelendirilen’ girişi ile başlayan paragrafa gidin. İstedikleri kadar küçümsesinler, milletin ileri gelen ekonomistleri hakkını teslim ediyorlardı; ‘Erbakan, Türk ekonomisine bir düzen’ getirmişti.
Güzel ülkemin ‘tek ve yegâne’ özelliğiydi, ekonomisi her on yılda bir mutlaka orta şiddette ve her otuz yılda bir yüksek şiddette depreme maruz kalıyordu. Ama, anlaşılan ekonomiyi Erbakan yönettiği süre, bu depremler olmayacaktı.
Bu nasıl olurdu?
İrticanın şeyhi Erbakan bunu nasıl beceriyordu?
‘Şimdi böyle olduğuna bakma, güçlenince canına okuyacak memleketin’ diyenlerin sesi bu başarının altında kalıyor, zihnimdeki görüntüsünün önündeki çarşaflı kadın siliniyor, doğrudan ‘Hoca’nın yüzü beliriyordu ‘Erbakan’ adını duyunca.
O günlerde sevdiğim ve saydığım ama ‘Erbakancı’ olduğu için acıdığım ağabeylerimden birine sordum bu başarının sırrını. O, yüzüne hiç yakıştıramadığım … (yahu bu ‘tecanni’ sözcüğü nereden takıldı aklıma, bu güzel ağabeyimin sakalını sıfatlandıracağım da sözlüklerde bulamıyorum ‘tecanni’ ne demektir; kötü bir sıfatlandırma olduğunu biliyorum da …)
Neyse, anım şu:
“Yahu ağabey, kırk yılı aşkın ömrümde ekonomik krizler mutat oldu; nasıl oluyor da ekonomi toparlanmaya başlıyor?”
Ağabey gülümsedi, partisinin başarısının verdiği gurur ve neşe gözlerinden okunuyordu; gıpta ettiğimi hatırlıyorum. Şöyle dedi:
“Bir ev düşün, dört evlat ana baba, çekirdek bir aile. Baba ve çocuklar hep birlikte çalışıyor eve ekmek getiriyorlar. Ama ekmek biraz küçük geliyor. Karınlarını kıt kanaat doyuruyor, ‘şükür’ diyorlar. Biliyorsun bize göre ‘iki lokma, bir hırka’ yeter insan olmak için. Öyle düşünüyorlar, ailece, yaşayıp gidiyorlar.
Baba bir gün evlatlardan birinin aileden biraz daha farklı bir yaşam sürdüğünü fark ediyor. Nasıl diyeyim; biraz daha gösterişli kıyafetler, farklı ve hiç de alışık olmadığımız yiyecekler; kendi çoluk çocuğunu kayırmalar ve başka ayrıcalıklar. Tam bu evlada müdahale edip düzenin içine çekecekken, diğer evlatların da ufak tefek farklılıklarla aynı olduğunu görüyor. İçine bir kurt düşüyor.
Evlatlarıyla birlikte kendisinin de kazandığını içine koyduğu kutuyu fark ettirmeden gözlemeye başlıyor.
Gördüğü, beklenen olmuyor, kutudaki toplam kazanç gün be gün artmıyor. Hattâ bazı günler eksiliyor da galiba? Ancak baba bu paranın nereye gittiği hakkında hiçbir şey bilmiyor.”
‘Evlatlarım’ diyor bir akşam, para kutusu kucağında, koltuğunda otururken, ‘evlatlarım, bir müddet kutudan aldıklarımı ve nereye harcadıklarımı yazacağım. Biliyorsunuz, annenizin sinirleri gergin, tövbe, benden şüpheleniyor, evdeki her derdin benden çıktığını sanıyor, ben de masum olduğumu ona göstermeliyim.’
Evlatlardan çıt çıkmıyor tabi, çıkamıyor. Baba kasadan harcamalarda ve kasaya girenlerde adaletli davranıyor. Kasaya alırken de kasadan verirken de evlat ayrımı yapmıyor. Hangi evladının ne vereceğini hangi evladının ne harcayacağını biliyor elbet. Buna göre davranıyor.
Söylemesi ayıp, bu güzel babanın evlatları şeytana uymuşlar, kasadan alabildikleri kadar parayı, ‘çalıyorlar’ demeyelim de işte göstermeden alıyorlar. Hoca yalnız bunu önledi.”
Yahu ben ne anlatıyordum?
Aklım karıştı; ABD Maduro’yu yakaladı diye haberler dolaşıyor.
Bu ne şimdi; Maduro ABD’nin Teksas’ında banka soyan bir haydut mu ki, ABD’de onu yakalayıp mahkemeye çıkarıyor. Akıl almaz bir durum. Bu ABD evvelden de böyle şeyler yapardı galiba, unuttum zahir.
Ne anlatacağım kalıyor aklımda artık ne de bir şey.
Ha, evet!
Aradan bir süre geçti, galiba evlatlar bu düzeni hiç beğenmemiş olacaklar ki, Hoca istifa etti. Bir daha da iktidara gelemesin diye öğrencilerinden birine başka parti mi kurdurmuşlar, ne? Ama çok iyi hatırlıyorum, rahmetli olana kadar öğrencisi hakkında tek bir iyi söz duymadık Hoca’dan.
Yakup Korkmaz
Tuzla, İstanbul
202601040716